İznik Günlüğü
Bu sefer yanımıza bavul falan aldığımız yoktu. Sırt çantalarımız ve mat dolu poşetimiz ile yolumuza çıkmıştık. Sabah kalktığımızda görülen şiddetli yağmurun bir anlık boşluğunu yakalamış bulunduk ve apar topar evden çıkıp minibüse bindik. Müthiş bir zamanlama ile Pendik Vapur İskelesine geldik ve biletlerimizi alıp vapurumuza bindik. Bulduğumuz bir masanın etrafına oturup planlarımızı yaptık ve ben küçük planların ardından balkona çıktım.
Karşıdan vuran rüzgarın enfesliği ile denizi izlemeye başladım ve küçük hayaller. İndik vapurdan ve bindik küçük bir minibüse ve başladı yolculuğumuz. Her biri farklı memleketten olan ve farklı bir yerden tatile gelen insanlar ile birlikte Yalova’dan İznik’e geçiş yaptık. İnsanların minibüste birbirine olan saygısı gerçekten kayda değer bir şeydi. İndiğimiz yolun sağında bir polis merkezinin önünden geçtikten sonra kaldırım taşlarından yapılmış yolda yürümek ve etraftaki evlere bakmak bana eski komşulukları hatırlattı.

Çocukların kapı önlerinde evcilik oynaması ise çocukluğumdan birkaç parça eşya gibi geldi bana. Yürüdüğümüz yolun kenarında bulunan yıkık dökük tarihi kaleler ve yolun sonundaki sahil ve önündeki oturmalık yerler bize bu iki günün hiçte kötü geçmeyeceğinin habercisi gibiydi. Sahili gezdikten sonra başladığımız noktaya geri yürüdük ve yolda yürürken etrafı incelemem, gerçekten incelenesi şeylerdi. Bahçeli evler, balkonlarda salıncaklar, bisikletle gezen insanlar ve büyük ağaçlar. Çarşıya vardığımızda gördüğümüz büyük çınarları Osmanlı zamanından kalma olduğunu duyunca ayrı bir şaşkınlık içinde kalmadım diyemeden edemeyeceğim zaten.
En güzel manzara olacak bir yemek salonunun teras katına çıkıp etrafı izleyerekten yemeklerimizi yedik. Alışverişimizi yaptıktan sonra gideceğimiz yerin küçük bir hesap planlamasını yapar yapmaz taksiye atlayıp yola çıktık. Yolda en keyif verici anlarım; küçük bir tümsekten uçmak, gölü seyretmek ve ağaçların içinde ve tepeye yakın olan evlere ağzı açık bir şekilde bakmak.

Geldik Muhittin Ağabeyimizin yerine. Kendi ağabeyimin bir sene öncesinde geldiği ve beğenip tekrardan geldiği yere, hemen geçtik arka bahçesine attık eşyalarımızı, kurduk çadırlarımızı, giydik şortlarımızı ve atladık gölün serinleten suyuna. Ön tarafı kafe arka tarafı kamp alanı olan ve sınırlarına ağaçlar dikmiş olan bu amcamızın yeri gelip oturup bir çay bile olsa içip o güzel havayı solumanız ve doğa ile iç içe kalıp anılarınıza anılar katmanız için en güzel yerlerden birisi.
Meyveli sodalarımızın ardından alıp başımızı terk edilmiş olan köyün içinden en tepeye çıkmak istedik. Yolda ilerlerken kendimize destek olması için sopalar topladık ve yolumuza devam ettik. Arkamızdan gelen kamyonete otostop çeken Özcan Ağabeyim bizi upuzun bir yolu yürümekten kurtarmıştı ve yarım saatlik yolu beş dakika içinde çıkarak kısa süreli bir macera yaşamıştık. Buda arabanın kasasında zar zor bela çektiğimiz mutluluk dolu fotoğrafımız.
Köyün içinden geçerken gerçekten terk edildiğini fark ettim. Yaşlı bir teyzemiz, beş köpek ve caminin imamı görebildiklerimiz arasındaydı. Köyün durumu korku filmlerini aratmayacak bir biçimdeydi. Terk edilmiş köy kahvesi, boş evler ve içinde önemli bir şey olduğunu düşündüğüm büyük bir ahır. Tezekten yapılmış evleri seyrederek ve köpek saldırısına uğramamak adına hızlı bir biçimde en tepeye ulaştık. Bizi en tepede ilk önce tırmanmalık bir yol ardından ise Türk bayrağımızın olduğu bir tepe ve koca bir gölü kapsayan bir manzara bekliyordu;
Köyün içindeki çeşmeden su doldururuz diye yanıma aldığımız boş pet şişelere bakıyorduk hepimiz. Susuzluk ve açlık içinde manzaranın güzelliğinde kaybolduk. O kadar güzel bir yerde insanın uykusu gelmemesi çok zor, hem yorgunluğumuz hem manzaraya dalışımız bizim uykumuzu getirmişti. Son fotoğraflarımızı çekip oradan aşağıya inerek bakkalın yolunu tuttuk. Gölün kenarında kısa bir çay içelim derken ıslandık. Sonra bakkaldan içeceklerimizi alıp kampın yolunu tuttuk. Yemek yemeden önce batak oyununu oynadık.
Karşı taraf kazanmasına rağmen hep beraber çok eğlenmiştik. Akşam çayında telefonları şarj ettik ve yeni bir oyunla daha eğlencemize devam ediverdik. Abimler bütün günün yorgunluğunu atmak için erkenden yatarken biz Tolga ile sallanan kanepede karşımızda ateşin başında oturanları izleyip sohbet ediyorduk. Dışarıda olmamıza rağmen çadırın içinde güzel bir şekilde yattık. Sabah onların göle gitmesine karşın ben o sıcak yatağımı bırakamadım. Gitmeden önce orada son kahvaltımızı yaptık ve eşyalarımızı alıp kapının önüne çıktık.
Minübüsün gelmesini bekliyorduk, fakat ona o parayı vermek yerine Özcan Ağabeyimin elini kaldırıp, bizim bu kaldığımız yere ekmek getiren arabayı durdurması olacak bir iş değildi. Sabah ekmeğimize boşuna bal sürmemiştik demek ki. Arabanın içindeki kısa sohbetlerden sonra adam bizi otogara bıraktı ve oradan bir minibüs ile vapur iskelesine geçtik. Yolda herkes mi uyur be! Ben tek başıma bir kulağımda kulaklık ile etrafı izledim. İskeleye gelince büyük bir hızla eşyaları alıp, anında kalkan vapura binmek için telaşla bilet almaya gittik. Evet yetişemedik ama oturup en güzel sohbetlerden birisini daha ettik. Biz yolda anılarımıza anılar kattık ve bir daha ki sefer için uzun hayallere daldık…

İlker Has’ın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.
Beni İnstagram’dan takip etmek için tıklayınız.
İznik Günlüğü İznik Günlüğü İznik Günlüğü İznik Günlüğü
