Yolculuk

Yolculuk

Odam dışında her yerde üşüyorum.

Gözlerini maktulün üzerinden ayırmadı. Ölü adam, katilini anlatıyordu. Ölü adamın ağzından ballar akarken. Biraz şaşkın ve biraz da ben bunu biliyordum ifadesi vardı. Ballar zehre döndü. Kadın gözlerini ayırmadı, harekete de geçmedi. Zehrin yerini kanlar aldı. Biraz da maktulü o deşti, kanlarına kanlar ekledi. Çok basit iki söz bıçak darbesi olarak girdi, cansız adamın bedenine. Katil olmamasına rağmen bıçak darbelerini vurmak zorundaydı. Sonra acınası gözlerle baktı maktule. Kadın, acınası gözlerle maktule baktı!

Maktul masadan kalktı. Ölümünü önceden görmüş gibiydi. Masadan kalkarken çok sağlıklı bir insan gibi davranıyordu. Yolda yürürken bu cinayeti daha önce kendisinin işlediğine emindi. İşlediği cinayet başına gelmişti.

Durağa vardım. Otobüsün yolunu gözlüyordum. Okuduğum kısa hikâye beni etkilemiş, üzerimde sonu acıya varan bir hayal kırıklığı etkisi bırakmıştı. Hikâye aklımda senaryolaşırken, yalnızca gelmeyen otobüsün gelmesi muhtemel yolunu izliyordum. Önümdekiler bir sigara yakıyor, henüz bitmeden diğer arkadaşı yakıyor ve o bitirmeden üçüncü kişi sigarasını yakıyordu. Böylelikle bir döngü hâline girmiş efkarlar sıralanıyordu. Garip döngünün bozulması, dumanların arasından gözüken otobüsle bozuldu.

Yolculuk
Yolculuk

Resim 愚木混株 Cdd20 tarafından Pixabay‘a yüklendi

Otobüse bir adım atıp kartımı okuttum. Sonra otobüsün içinde yürümeye başladım. Bir trenin içinde vagonlardan vagonlara geçiyor gibiydim. Şoförün durmadan arkalara ilerleyelim lafını fazlasıyla ciddiye almış ve durmadan daha da geriye doğru ilerliyordum. Bir sokakta yürüyor hissini, çöp kutularına benzettiğim bavullar ve yere çökmüş insanlar hissettiriyordu. Hikâyenin ardından, gelen otobüsün ara sokaklarında yaşayan bu insanlar bana hikâyeyi hatırlatıyor ve güçlü bir his veriyordu. Bu his bazen o kadar güçlü bir şekilde ruhuma işliyordu ki vücudumda nerede olduğunu yakalayamadığım yaraları ortaya çıkartıyordu. Hızlı hızlı var olup yok oluyorlardı. Aynı insanlar gibi.

Hikâyenin olduğu bu küçük kitabı yeniden açtım. Sayfanın başlarındaki görsellere baktım. Maktulün katille fotoğrafları vardı! Şaşkındım. Maktul, her şeyden habersiz katil ile gülüyor ve güzel anları yakalıyordu. Peş peşe çevirdiğim sayfalarda pozlar değişiyor fakat sonuç hep aynı kalıyordu. Maktulün mutluluğu onun da bir zamanlar gülümseyebiliyor olduğunu gözler önüne seriyordu.

Nihayet otobüsün sonunu bulmuşken kitabı elimden düşürmüyor, sonda bulunan dipnotları da okuyordum. Maktul, maktul olduğunun katilin çevresindeki kameraların kayıtlarından öğrenmiş. Katilin en keskin cinayet aleti duymaktan nefret etmesine rağmen kullanmaktan çekinmediği “yalan” imiş. Korkaklığı keskinliğini kaybetmiş başka bir alet, bahaneleri de küçük ama toplu olduğu için etkili bir silahmış.

Yolculuk
Yolculuk

Resim Piyapong Saydaung tarafından Pixabay‘a yüklendi

Katili tanıdıktan sonra en baştaki görsellere döndüm. Yırttım attım hepsini. Yere düşerken güneş ışınlarına gözüktüler, henüz varmadan yanıp kül oldular. Biraz güneşe döndüm, bulutların arasından göz kırptı bana. Güneşe sırtımı döndüm. Amacım güvenilir bir yerdi, güneşe bu yüzden sırtımı döndüm. Fakat güneş durmadan ona bakmamı istiyordu. Bense karanlık tarafa bakmayı seçiyordum.

Dayanamadım, güneşe döndüm. Bulutların arkasında kaybolmuştu. Güneşin de herkes gibi olduğunu düşünmeye başlamıştım ki yavaş yavaş bulutların arasından göründü. Bir süre bakıştık güneşle, sonra bulutları sildi, aydınlığı getirdi. Bana verdiği güçlü mesajı, pantolonumun arka cebine koydum.

Yolumun geri kalanını yandan vuran güneşin ışığıyla hedefime odaklanmış bir şekilde bakarak geçirdim. Otobüsten inince kitabı çöpe attım. Bu kadar korkunç bir kitabı bir daha kimse de okuyamasın diye yaktım.

Evime döndüm.

Yolculuk bitti.

 

 Yolculuk yazısını beğendiyseniz diğer yazılarımı okumak için tıklayınız.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir