Karma Hikâyeler Sezon 2 Bölüm 4
2. Sezonun dördüncü bölümünde tam tamına 58 kelime söylendi. Bu kelimeler şu şekilde;
Hayat, kripto, boğa, kütüphane, Survivor, su, karanfil, toplantı, kolonya, intikam, çöp kovası, geçen gün ömürdendir, geçirmediğin gün hebadır, vakit öldürme, yaşa, kuğu, lig, demokrasi, ampermetre, Satürn, fidan, gövde, uçurtma, salamura, kitap, son, sekme, kin, heyhat, keşke, tepe, çatal, can, bir, var, ben, içeri, benden, hava, şu, ekmek, şarap, sessizlik, huysuz, alıngan, kırılgan, yazar, arkeolog, düğün, siyaset, Pomak, künefe, melek, otobüs, şehit, çayır, sömürge, hesap.

Hayatın sırrını arayanların birçok kez okuyup sonuca ulaşamadıkları Ekmek Kırıntıları kitabında bir sır saklıydı. Yüzyıllar boyu saklanan kripto kâğıdı, kitaba göre bir boğanın midesindeydi. Kütüphanelerde bulunamayan bu kitap bir Survivor adasında bulunmuş olmasına rağmen pek bilinmeyen bir kasabada dört bayat ekmek karşılığında el değiştirmiş ve en sonunda da benim elime geçmişti. Satıcının kitabı bana verdikten sonra içtiği bir bardak soğuk sudan olayın buralara geleceğini anlayamasam da kitap yapraklarının karanfil kokmaya başladığı sayfalarda, hikâyenin başka bir yöne doğru evrildiğini anlayabiliyordum. Bir an önce kitabın içeriğini çözüp bir harita çıkarmak ve kendime mürettebat toplayıp, uzun bir toplantı sonucunda hayatın sırrını çözmek için yola çıkmayı hedefliyordum. Üstelik Kolonya Cumhuriyet’i denen yerin de gerçek olup olmadığını anlayabilecektim.
Eğer kitapta geçen yere ulaşıp, hayatın sırrını çözebilirsem ve bu sır ölümsüzlük ise kaçtığım yerlere dönerek her şeyi lehime çevirebilirdim ve bu düşünce intikam ateşimi harlamaktaydı. Kitabın içeriğinde anlam arayışı yolunda işime yarayabileceklerin bir listesi vardı. İlk sırada ise mürettebat ve gemiden önce yanıma fikirlerimi kâğıda yazıp yazıp atabileceğim bir çöp kovası vardı. Belli ki geminin ve daha ötesinde olan yolculuğumun ilk nesnesi bir çöp kovası olacaktı. Bu çöp kovasının içini boşaltırken buruşmuş bir kâğıt dikkatimi çekti, açtım ve üzerinde yazılanı okudum;
geçen gün ömürdendir,
geçirmediğin gün hebadır,
vakit öldürme,
yaşa.
Kuğular sırrını aradığım adanın etrafındaki suların lig kralıydı. Demokrasinin henüz bu hayvanlara gelmediği, kitapta yazılanlardan belliydi. Ancak Ekmek Kırıntıları adlı kitabın üzerinden yüz yıllar geçtiğini biliyordum. Her şey değişmiş olabilirdi ya da değişmemiş… Listenin ikinci sırasında doğru boğayı bulmam için elektrik akımının şiddetini ölçebilmek adına bir cihazın lazım olduğu yazıyordu. Adı ampermetre olan bu cihazın geçmişte yalnızca tanımı vardı. Yolu haritadan Satürn gezegenine göre hesaplayıp ilerlemem gerekiyordu. Bu ilerlemenin sonucunda karşıma çıkacak ağaçlardan yolu yeniden şekillendirecektim. Ekmek Kırıntıları adlı kitabın yazarı bu ağaçların henüz fidanken bu yolu bulduğunu da cümlelerine ekliyordu.
Birkaç mürettebat ve gemiyi kiraladıktan sonra toplantıyı daha fazla insan bulabilmek adına biraz ertelemiştim. Ayrıca henüz nereye gideceklerinden haberleri olmayan mürettebatı erkenden galeyana getirmek, aramıza yeni katılacak insanlarda kötü bir izlenim bırakmak istemiyordum. Önceliğim kitapta yazılanları uygulamaktı. Geminin gövdesine, bayraklardan farklı olarak bir uçurtma bağladım. Uçurtmanın üstünü, onu gizleyecek şekilde salamura yapraklarıyla kapattım. Kitap son derece saçma bir şekilde ilerlerken aklım karışmış ve kafamın içerisinde farklı farklı birçok sekme açılmıştı. Bu sekmelerden birinde kinim hâlâ diriydi. Oysa ben de kendimi okuduklarımdan ve yaşadıklarımdan ders çıkartabilen biri sanırdım, heyhat. Keşke biraz olsun bu kindarlık konusunda değişebilmiş olsaydım.
Adaya varınca tepenin ardındaki çataldan sola dönecek ve can havliyle koşmaya başlayacakmışız. Bir saniye bile olsun arkamıza bakmadan ilerlemek gerekirmiş. Çünkü arkamızda bulunacak toz bulutu, korkulu rüyalarımızdan birisine bürünecek ve var gücüyle bizi durdurmaya çalışacakmış.
Ben kitabı okumaya devam ederken mürettebattan bir genç içeri girdi ve benden gelecek ile ilgili bilgi istedi. Ona biraz hava alması ve sakin kalması gerektiğini söylerken elimle “şurada” diye tabir ettiğimiz yönü göstererek biraz ekmek yemesini ve şarap içmesini söyledim. Kısa bir sessizliğin ardından huysuz bir şekilde ekmekten bir parça kopardı ve şarap eşliğinde yutkundu. Alıngan ve kırılgan bir yapıya sahip olduğu belli olan genç odayı sakince terk etti.
Bu sırada kitabı okumaya devam ediyor, yazarın dediklerini tekrar aynı sayfaya dönmemek adına kenara not alıyordum. Bize, adada bir arkeoloğun eşlik etmesi gerektiği yazıyordu. Birkaç gün içerisinde kasabada olacak düğün içerisinden bu insanı bulabilmeyi amaçlıyor, belki siyasetle ilgilenen insanlardan bu konuda yardım alabilirdim diye umuyordum.
Pomak düğününde dağıtılan künefeleri yerken melek gibi insanları gözlemliyor ve aynı zamanda otobüs içerisinde taşınan şehit cenazelerini izliyordum. Bu kasabanın çayırları artık sömürge devletine bağlı olduğu bir gerçekti ve ben bu kasabadan kaçmayı düşünen buradan başka neresi olursa olsun hesabı yapan başka mürettebatları bulabileceğimi umuyordum.
Bu bölümde bana kelime desteği veren isimler;
Tuğba Has, Ceyda Gözüdok, Mücahit Dağ, Öznur Has, Erkan Karataş, Efecan Akar, Senem Şimşek, Müberra Can, Emin Hayta, Murat Polat, Nergiz Şener, Bircan Çataltepe, Sercan Öngen ve Safahan Başara.
Spotify üzerinden dinlemek için tıklayınız.
Önceki Podcastlerimi okumak için tıklayınız.
Youtube’dan dinlemek için tıklayınız.
Diğer yazılarımı okumak için tıklayınız.
Sezon 2 Bölüm 4 Sezon 2 Bölüm 4 Sezon 2 Bölüm 4 Sezon 2 Bölüm 4 Sezon 2 Bölüm 4 Sezon 2 Bölüm 4

Süperr
Sağ olun