Ah İnsanlar!
İnsanlar ‘seni seviyorum’ cümlesi yerine ‘sana güveniyorum’ cümlesinin daha anlamlı olduğunu öğrendiğinden beri bütün herkes karşısındakine bir umut verip, sana güveniyorum, sen yaparsın gibi sözlerle kapı aralıyor. Kapıyı sonuna kadar açacağından değil. Kapılardan biri açık kalsın, ne olur ne olmaz düşüncesiyle.
Sonra özür dilemek lafını atıyorlar öne, yok karşındaki seni anlamadığı için diliyormuşsun da özür dilemek erdemli bir davranışmış. Eğer böyle bir şey gerçekse neden iki kelimeden oluşan bir cümle bu kadar basitken neyden özür dilediğini bilmiyor insan. Söylüyor geçiyor. Oh ne güzel memleket. Geçelim birinin karşısına, onu kıralım, üzelim. Onu paramparça edelim. Yetmesin ama bize yetmesin, yetinmeyi bilmiyoruz ya alalım birde cam kırıklıklarını batıralım ona, iyice kanatalım. Sonra karşımızdaki bize desin ki sen beni kırdın, neyden olduğunu sorgulamadan özür dileyelim, erdemliyiz ya anlayışlıyız ya biz. Kesinlikle yapmayız zaten, karşımızda değer verdiğimiz insana neyden dolayı özür dilediğimizi sormayız.

Madem öyle yapıyoruz ya değer vermeyelim o insana ya da verdiğimiz değerin karşılığını gösterelim. Neyden hoşlanır neyden hoşlanmaz, nasıl bir karakterdedir diye öğrenmeden pata küte değer verelim. Sonra hoşlanmadığı şeyleri yapalım, şuncacık kalan güvenini yiyelim sonra bana neden böyle davranıyorsun diye sorgulayalım. Suçluyuz ama kabullenemiyoruz. Yorgunuz ama nasıl bu kadar yorgunuz bilmiyorum. Karşımızdaki bu yorgunluğu görmek zorunda mı, diye soramıyoruz kendimize. O neye kırıldıysa bana söylesin ne de olsa ben bir özürle kalbini geri kazanırım diyoruz. Asla ve asla kabullenmiyor üstüne karşımızdakini alıngan, ergen, mızmız gibi kalıpların içine sokuyoruz. Oysa ne güzel insanlarız, sana değer veriyorum dediğimiz her insanı bir kalıba sokmaya çalışmazsak.
İlker Has’ın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.
Beni İnstagram’dan takip etmek için tıklayınız.
Ah İnsanlar! Ah İnsanlar! Ah İnsanlar! Ah İnsanlar!