Sanmalar 1 ve Kanmalar 2

Sanmalar 1 ve Kanmalar 2

Sanmalar 1 ve Kanmalar 2

Sanmıştım ki bir daha kanmayacağım.

Nasılsın diye sorsan bana iyiyim demek yalan olur. Çünkü cevabın bu olmadığını biliyorsun. Fakat kötüyüm demeye de korkarım. Kötüyüm dersem daha fazla kötü olurum. Hatırlarsın, güneşli bir Kasım sabahı sönmüştü ışıklar, kara bulutlar dolanmıştı etrafımızda. Senin beni üzdüğünü söylediğim an daha fazla üzülmem için çekmiştin silahını. Ateş ederken kıpırdamayan kirpiklerine bakmıştım, göz kapaklarım silerken seni görüntümden, eski bir tramvay yolu canlanmıştı. Bir dükkandan çıkmıştım, az ötede güle oynaya birisiyle konuşuyordun. Yanına geldiğimde gülümsemiştin.

Sanmalar 1 ve Kanmalar 2
Sanmalar 1 ve Kanmalar 2

Resim 愚木混株 Cdd20 tarafından Pixabay‘a yüklendi.

Gözlerimi geri açtığımda eski püskü silahını temizliyor yeni kurşununu koymak için acele ediyordun. Fakat sakindin. Mimiklerin oynamıyordu. Sahil gezintisi gelmişti aklıma o an. Rüzgârda savrulan saçların gülümsemeni gizlerken senin sakin bir hâlin vardı.

Kurşunları sana ben vermişim gibi davranıyorsun. Bütün gülüşlerin bir başkası tarafından sağlanmış gibi. Ben hayatında hiç yokmuşum ya da ben hayatına hep kötülük getirmişim gibi. Öyle silik bir karakterim sanki. Sanki, yani sanki beni hiç sevmemiş gibisin. Birkaç yutkunma, birkaç derin nefes bana zorla bunu yazdırdı.

O bankta tek başıma oturmadım, güneşe karşı tek başıma yanmadım, koşar adımlarla yarışı kazanmaya çalışan sporcuların arasından tek başıma geçmedim. Tek başıma gülüp eğlenmedim, tahterevallinin diğer ucunda hep birisi vardı.

Şimdi böyle söyleyince sanki hayatımda sen hiç yokmuşsun gibi geldi. Sanki tüm bunlar, birimizin kendisini tek başına yürüdüğünü sanmasından kaynaklanıyor. Sanki derdi olan, üzülen, gülen ve de güldüren yalnız tek bir kişi gibi. Belki de böyle davranıldığı için hep tek bir kişinin başında bekliyormuşuz gibi bir hastalık yaratıyoruz.

Az önce zaman büküldü, hasta yatağında yatan birisinin başına geldim. Bana yazdığım her şeyi tekrar anlattırdı. Bazı yerlerde sesimin yükseldiğini fark etti. Sözlerim bitince gözlerini bana dikti, uzun uzun bakmamasını söyledim, gülümsedi. Bütün bunlardan dolayı pişman ya da savunma mekanizmasından kaynaklı olabilirmiş. Afalladım. Şaşkınlığım bitince mekanizmayı anlattı, tane tane açıkladı. Boğazına sarıldım. Öyle sıkı sıkıya sıktım boğazını, bahsettiğin her şey benim de başıma geldi diye bağırdım. Mekanizmanın hilesini bulmadık ya, çarklara biraz sevgi koyalım yeter, dedim.

Pişmanım dedi.

Affettim.

Kapıya doğru döndüğümde tok bir ses geldi. Kapı yere düştü, silahını çıkardın ve aynı şekilde gözlerini kırpmadan beni vurdun. Vurulmanın şiddetiyle yatağa düştüm. Yataktaki insanın üzerine düşeceğim sanmıştım, beni asla isteyerek vurmayacağına kanmıştım.

O kadar hızlı yaşanmıştı ki olaylar, gözlerimin açılmasıyla sahilde bir bankta, derin maviliğe karşı kendimi bulmam bir olmuştu. Burası Araf mıydı, cennet miydi yoksa cehennem mi bilmediğim bir anıya sıkışmıştım.

Sanmalar 1 ve Kanmalar 2
Sanmalar 1 ve Kanmalar 2

Sanmalar 1 ve Kanmalar 2 yazısını beğendiyseniz diğer yazılarımı okumak için tıklayınız.

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir