Kaçış

Kaçış

Herkesin bir şeyden kaçarken kendini bulduğu bir yer vardır. Bir yere koşmak. Bazen insanlar koşmaya koşuyor. Allah’a koşuyor, ailesine koşuyor, kimisi denize koşuyor, kimisi Sezen’e… Ben yazmaya koşuyorum. Kelimelerime, cümlelerime hatta virgülüne, noktasına derler ya işte tam da o raddeye koşup vardığım oluyor. Varınca ne oluyor? Hiç.

O zaman hiçliğe mi koşuyorum? Ya da neyden kaçıyorum, nereye varıyorum? Bilinmezlik. Belirsizlik. Bazen bu kelimelerin tanımlarını yapamıyorum kendime, kendimce anlamlar da türetemiyorum. Bazen de bu kelimelerin geldiği anlamları duyuyorum başkalarından, ortadan kaldırmak istiyorum bu anlamları da bu anlamlara gelen durumları da! Onu da yapmam imkansıza varıyor, bazı bazı zamanlarda.

Bir şarkı açıyorum, diyorum ki hafif bir tonda eşlik etsin kelimelerime, dışarıdan birkaç ses müdahale ediyor duruma. Sesi yükseltiyorum, bu sefer de kelimelerime karışıyor. Henüz seslerin yüksekliğinden kaçamıyorum, bilmediğim bir şeyden nasıl kaçacağım?

Kaçış
Kaçış

Resim 愚木混株 Cdd20 tarafından Pixabay‘a yüklendi 

Belki de kaçtığım şeye doğru koşuyorum. Ama nasıl? Adımlarım mı geri gidiyor yoksa yer mi akıyor. Olmaktan korktuğum yer aynı zamanda olmaktan mutluluk duyduğum yer mi? Kaçarken arkama baktığım yere mi koşuyorum? Bir döngünün içinde miyim? O yüzden mi nereden yola çıktığımı ve nereye varacağımı bilmiyorum. Sonuca varamamak bu yüzden mi rahatsız etmiyor beni; olmak istediğim yerden yola çıkıp, olmak istemediğim yere doğru koşuyorum.

Ya bu kalbi alın benden ya da yenisini koyun yerine!

Zira bu çatı altında atmıyor, damarların dokuların arasında sıkışıp kaldı. Ne çıkabiliyor yerinden ne de can verebiliyor sahibine. Ne kaçmasına izin veriyor, ne ulaşmasına!

Ey Tanrı! Lütfen duy sesimi, ya al bu kalbi benden ya da yenisini koy yerine!

İnsanın kalbi irtica eder mi efendi? Ediyor efendim, ediyor.

 

Diğer yazılarımı okumak için tıklayınız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir