Kendimi Anlamaya Çalışmak
Bütün insanlar, bütün yollar gibi birbirine benziyor. Aynı yol üzerinde ilerliyorlar. Kilometreleri yaşlara benzetirsek, herkesin mola verdiği farklı bir kilometre taşı vardır; yorulduğu, gömüldüğü ya da vardığı yaşlar…
Değişim, olgunlaşmak ya da başka birçok tanımı anlatan ruh hâli içerisinde olmak, yol üzerinde sancılı bir şekilde durmak gibi. Bu ruh hâllerinin doğru tanımı yol üzerinde durmak değil de ilerliyor olmak olabilirdi. Buna bilinen ve dışarının yapıldığını düşündüğü gerçek diyebiliriz. Oysa yol üzerinde durmak, işte gerçek bu. Bunun örneği ise nasılsın sorusuna verilen “iyiyim” cevabı gibi. İyiyim, yani yolunda her şey. Fakat gerçek, “iyiyim” kelimesinin arkasına gizlenmiş durumda, yolun ortasında durmak. Yorulduğundan ya da hangi yoldan gideceğini bilmediğin için durmak. Simülasyonda geldiğin bu seviyeyi nasıl geçeceğini bilmemek. Akla gelen cevaplar, tanımı güçlendiriyor.
Bu yollardan birinde köprüler, birinde toprak yollar, birinde toprağın üzerine atılmış asfaltlar var. Her birinin anlamı var. Sen kara yollarını değil de deniz veya hava yolunu tercih mi ediyorsun, işte onların da anlamı var. Farkındalığın denizdeki bir dalga olduğu, sanmanın güçlü bir poyraz olduğu gibi toprağın üzerine atılmış asfaltın da geçmişe çekilmeye çalışılan bir tecrübe olduğu anlamı var. Ama nasıl oluyorsa vazgeçmeyi bir zemine oturtamıyorum.
Sanırım vazgeçmek; bütün köprüleri yıktıktan sonra bu denizi boğulmadan geçebilir miyim diye sormak gibi bir şey değil. Eğer öyle olsaydı ben bu suyun içinde çırpınmazdım. Eğer vazgeçmek farklı bir şey olsaydı, her su yutuşum beni boğulmaya bir adım daha yaklaştırırdı. Yine umutla suyun yüzüne çıkmaya çalışmazdım. Adama da sorarlar madem yüzme bilmiyorsun, neden yıktın bu köprüleri?
Peki bu tanımların içerisinde, vazgeçmek nedir? Durduğun yolda ilerlemek için ayakkabılarını çıkartmak mı? Alıyorum bu metaforu ve hikâyemin üzerinde uyguluyorum. Belki de durduğum bu yol üzerinde ayakkabılarımdır ilerlememi kısıtlayan, o zaman çıkarayım onları da yola çıplak ayakla devam edeyim. Peki ayakkabılarımı yola bağlayan o güçlü yapıştırıcı nedir? Sorular üzerine sorular insanı bir çıkmaza sürüklüyor gibi gelecektir.
Hayır. Gerçekten hayır. Bir labirentteyiz ve merak ettiğimiz bu soruların cevapları bizi yönlendiriyor. İleri git, sola dön şimdi yeniden ileri ve sağa git. Bu cevaplar yanlış ise yani iki cevap arasında kararsız kaldığımızda da bir sonra ki soru geri adım at ve diğer yöne dön cevabına ulaştırıyor. Bu labirentten çıkış yalnızca ayakkabılarımızın altındaki güçlü yapıştırıcının cevaplarına ulaşmamızı sağlıyor. Belki labirentin sonunda ayakkabılarımızı oradan kurtaracak bir çözüm buluruz ve yola ayakkabılarımızla devam edebiliriz.
![]() |
| Kendimi Anlamaya Çalışmak |
Resim 愚木混株 Cdd20 tarafından Pixabay‘a yüklendi
Peki ayakkabısız devam etmek ne anlama geliyor? Hangi vazgeçişleri kapsıyor? Ya da yolda ilerlerken daha nelerimizden vazgeçeceğiz? Burası da bize bu sorunları yaratanları ve de ortada sorun olarak gördüğümüz durumları ilgilendiriyor. Ayakkabısız devam etmenin bir şeylerden vazgeçmek olduğunu varsaydık. Dönüp geriye baktığımızda hangi yollardan geçtiğimizi görüyorsak; mesela denizde yüzerken farkındalık girdabına ya da uçarken güçlü bir “sanmak” poyrazına girmek gibi yollar, insanların kendi nezdindeki vazgeçişler için doğru cevaba ulaştırabilecektir. O zaman da bu yolda ilerlerken nelerden vazgeçeceğiz sorusunun cevabı, attığımız asfaltların tecrübelerinden meydana gelecek toplu bir listeyi elimize verecektir.
Peki bu listeye uygun hareket edecek miyim? Hayır. İleride yeniden durarak, bulunduğum yerde çukur açana kadar sabit kalacağım. Çünkü değişime direniyorum. İstemediğim birisine dönüşene kadar, eski “ben” tanımındaki eski hâlimi özlemediğimi fark edene kadar bu direnişe devam edeceğim. Acının ve sancının iliklerimde yer edeceği âna kadar kendimi arayış yolculuğum son bulmayacak.
İlker Has’ın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.
Kendimi Anlamaya Çalışmak Kendimi Anlamaya Çalışmak Kendimi Anlamaya Çalışmak Kendimi Anlamaya Çalışmak

